Aptalca bakmakla başlayalım mı?
Yazan: Selim Yörük |
Alışkanlık insanoğlunun hayatını beyin sağlığını kaybetmeden sürdürülebilmesini sağlayan en önemli özelliklerinden biri. Örneğin içeride pür dikkat çalışırken dışarıda bir kazı çalışması başlar, ilk dakikalarında sizi çıldırtacak gibi olur, “Tam da sırası!” dersiniz. Ama daha sonra, öyle bir an gelir ki, dışarıdan ses gelip gelmediğinin bile farkında olmazsınız. Ama kazı çalışması ve delirtici gürültü hala oradadır. Duymayız, ya da daha doğrusu duyumsamayız.
Bir de şunu düşünün; birçoğumuz görmüştür, bir tanıdığınız evleniyor, düğüne gitmişsiniz. Son ses müzik, dans edenler, bağırışanlar, gülüşenler… Tam bir curcuna. Ama iki masa yanınızda, biraz önce dans pistinde arkadaşlarını kovalayan 5-6 yaşlarındaki minik güzel çocuk, annesi tarafından iki sandalyeyi bir araya getirilerek yapılan yatakta, üzerinde babasının ceketi, mışıl mışıl uyuyor.
Bir eve misafirliğe gidiyorsunuz. İnanılmaz keskin ve kötü bir koku ilk dakikalarda burnunuzu yakıyor. Kokunun kaynağını da bilmiyorsunuz ama dayanılacak gibi değil. Daha sonra sohbete dalıyorsunuz. Ve artık oda sanki hiç kokmuyor. İki dakika sonra bir arkadaşınız eve geliyor ve size “Bu ne koku böyle!” diyerek çaktırmadan burnunu kapıyor.
Şu an soluduğumuz havanın içerisinde milyonlarca bakteri ve virüsün uçuştuğunu birçoğumuz biliyor. Ya hasta olursak, bir anda kanser oluverirsek?
Haber bültenlerinde, üçüncü sayfa haberlerinde insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu da biliyoruz. “Kaldırımda yürümek” gibi bir eylem bile ölümümüzle sonuçlanabilir (Bkz: Trafik kazası).
Terör olayları… Sabahın erken saatleri… İşe gidiyorsunuz. Bir anda yanınızdaki araç büyük bir gürültüyle patlıyor. Parçalar, alevler, savrulan bedenler…
Çok can sıkıcı! “Yahu biz nasıl yaşayabiliyoruz bu kadar tehlikeli ve can sıkıcı dünyada” diye soruyorsunuz kendinize değil mi. Şöyle bir baktığınızda, mantıken insanların büyük bir çoğunluğunun kapıdan dışarı adım atmaya korkar hale gelmiş olması lazım. Ama yok, yaşıyoruz, devam ediyoruz…
Bu alışma, katlanma, farkındalık kaybı ve hatta umursamama yetenekleri(!) insaoğlunun beyin sağlığı açısından elzem olsa da, diğer bir taraftan da körelmek demek.
Fizyolojimiz tüm bu negatif etkileri bertaraf etmek için, tüm bu yetenek(!)leri kazanabilmek için beynimizin bazı bölümlerinin şalterlerini kapatıyor. Kapatıyor ki çok çalışmasın, çok çalışıp da fazla ısınmasın. Amiyane tabirle çok düşünmekten kafayı yemesin.
Böyle olunca ne oluyor, maalesef ki beynimiz hep kapasitesinin altında bir performansla çalışıyor. Oysa biz yaratıcı olmak, yeni fikirler bulmak, dünyayı sarsacak düşünce akımları üretmek istiyoruz. Peki nasıl olacak bu “alışkanlık limiti“yle!
Gelin tek bir şeyle başlayalım; Aptalca şeyler düşünelim. Hiç uçmayan uçak, delik bardak, sıcak buz, yazmayan kalem… Ne kadar da saçma şeyler bunlar değil mi… Bence durmayalım devam edelim düşünmeye. Çünkü beynimiz şu an karanlık noktalara doğru gidiyor, daha önce pek uğranmamış noktalara “Çok saçma yahu, düşünmeye bile değmez” dediğimiz noktalar… Durmak isteyenler varsa dursun kalanlar arkamdan gelsin : )
Hiç Uçmayan Uçak: Aklıma hemen şahane bir müze ve kafe fikri geldi mesela. Lost müzesi : ) Uçak şehrin tam ortasında kocaman duruyor. Etrafı yemyeşil çimenlik. Orada insanlar güneşleniyorlar, gazetelerini okuyorlar, voleybol ve frizbi oynayanlar bile var.
İçinde Lost seansları yapılıyor, toplu birlikte izliyorsunuz istediğiniz bölümü bir sürü Lost fanatiği ile! Lost’ta kullanılmış unutulmaz nesneler belki satılıyor belki de sergileniyor. Mesela Hatch’in içindeki elektronik parçalar… Ben bile para verip alabilirim. Şahane bir hatıra değil mi sizce de!
Sabah işe gidiyorsunuz “Lost Cafe“nin yanından geçiyorsunuz, kocaman uçak, kanatları vs kırılmış, bildiğimiz binaların arasında öylece duruyor. Hatta gri renkte su buharından 7/24 duman efekti vermek lazım : )) Çok çekici!!
Ne diyorsunuz, aptalca ya da daha hafif tabiriyle aykırı bir düşünceyle buralara kadar geldik. Fikrin uygulanamaz ya da sürdürülemez olması hiç önemli değil bence. Demiyorum ki “Hayatınızı böyle aptalca fikirler üzerine kurun“, yalnızca aykırı düşünmeye çalışma egzersizi bu tarif ettiğim.
Bu egzersizi boş kaldığımız her fırsatta, birkaç arkadaşla birlikte yapsak, konuşsak, düşünsek, fikirler atsak ortaya, atılan fikirlerin zayıf noktalarını bulmaya çalışsak, bulsak, daha iyisini önersek… Tek başınıza Sudoku oynamaktan kat be kat iyidir bence.
Beynimizin karanlık noktalarına yürüyelim derim. Bunun için de aptallığımızı kullanalım, ne dersiniz : )
Son olarak, gerçekleştirilmiş bir aykırı düşünce örneği daha vererek yazıyı sonlandırmak istiyorum;

Delik Bardak; Ne kadar saçma geliyor değil mi? Kim almak ister ki delik bir bardağı diye düşünüyorsunuz : ) Bardağımız delik ama yan tarafından. Ve bu deliği de bir tıpa ile kapayabiliyorsunuz. Siz de benim gibi egoist ve biraz da titiz bir insansanız bu tıpalı delik bardak sizin için şahane bir icad demek. Sizden başka kimsenin bardağınızı kullanmasını istemiyorsanız tıpayı çıkartır gidersiniz, işte bu kadar basit : )
Not: Daha önce arayıp bulamadığım bu bardağın fotoğrafını gönderen Alperen’e teşekkür ederim.
Size daha fazla örnek teşkil etmesi bakımından, aykırı düşünme yetisi kazanmış ve bu düşüncelerini gerçeğe dönüştürebilmiş insanların garip ürünleriyle başbaşa bırakayım.





on Friday, March 28th, 2008:
cep telefonlarındaki tuş kilidini her seferinde iki üç dürtmeyle açmaktan nefret ettiğim için; tek bir tuş kilidi tuşu olsun isterdim : ))
on Sunday, March 30th, 2008:
Daha aptalca bakman lazım Erhan : ) Gayet normal bu : )
on Monday, March 31st, 2008:
Bence bunlar aptal değil,olabilirliği yüksek ve hatta hayatı nispeten kolaylaştıran komik ama işe yarar düşünce ya da icatlar

Okulda bir arkadaşımızın astığı ceketinin iç cebinden sürekli sigara çalınıyordu.Epey bir devam edince bulduğu çözüm inanılmazdı:Sigaraların içine hafif miktarda patlayıcı yerleştirmek.Sınıfta kimin kaş ve kirpikleri yanmışsa hırsız ”O”
Dondurma yerken illa damlamaya başlar alttan değil mi?İşte bu ve benzer durumlara bulunan aptal(!)çözümler:
http://fishki.net/comment.php?id=13918
on Thursday, April 3rd, 2008:
tekersiz formula 1 arabası
on Thursday, April 3rd, 2008:
Tekersiz F1 aracından gayet güzel bir kano olur : ) Raftinge gideriz : )
on Thursday, April 3rd, 2008:
Bardak fotoğrafı için teşekkürler Alperen.
on Saturday, April 5th, 2008:
Yayınladığın için ben teşekkür ederim.Demek ki senin için çok önemliymiş gerçekten.”Sevinirim”demiştin.:) Ben de sevinsin diye gönderdim.
O kadar teşekküre değmez.Güzel yazıların için ufacık bir katkı işte..