Cüzdan Kullanmayan Birine Cüzdan Satabilen Marka; Le Petit Yubbié
Yazan: Selim Yörük |
Bir ürünü pazarlamanın en vurucu noktalarından biri “ihtiyaç yaratmak“tır. Yani, o güne kadar bir eksikliğini hissetmediği bir ürünle karşılaşan tüketiciye satış yapabilme becerisinden bahsediyorum.
Bu tür bir satışı, ürününüzün kalitesiyle ya da fiyatının makul oluşu ile yapamazsınız. Sudan ucuz da olsa, eğer tüketicinin işini görmeyecek, hayatında bir eksiği kapamayacak bir ürünü gözünün önüne de koysanız, markette kocaman ürün kuleleri yapsanız da işe yaramaz. Görmez.
Benim bu güne kadar hiç salça ya da ruj almamış olmam gibi.
Ama öyle ürünler vardır ki, bilinirliği bir şekilde size ulaştığında, algınızda olmayan bir ihtiyacı yaratır ve kafanızda, ona sahip olmak için karşı koyamacağınız, kuvvetli bir istek yaratır.
Bu tarz ürünler size geleneksel yollarla ulaşmazlar. Bir televizyon reklamı ile tanışmazsınız onunla. Marketteki göz alıcı ambalajı ya da vitrinde gördüğünüz %50 ibaresi değildir sizin dikkatinizi çeken.
Çoğu zaman arkalarında bir hikaye ile gelirler. Sizin hayatınızla da bir şekilde kesişen, kişiliğinize dokunan bir yanları vardır ve cezbedicidirler. Kısacası, öncelikle hislerinize hitap ederler.
Normalde, karar verme mekanızmanızın ilk yokladığı; “Fiyatının ne olduğu” ve “Sağlam olup olmadığı” kriterleri en son aklınıza gelir.
Bu ürünlerin tutkulu tüketicilere kavuşmasının ardında büyük reklam stratejileri ya da bütçeler de aramamak lazım aslında. Yalnızca samimi bir duruş ve ürünün çağrıştırdığı küçük bir anı bile satışa yönelik bir adım olabilir.
Bir örnek vererek tamamlamak istiyorum; Le Petit Yubbié.
Ezgi Genç hobisini bir ürüne dönüştürüyor. El işi oyuncaklar yapıyor. Görüp beğenenler olursa diye blog‘una resimlerini koyuyor ve beğenenlere bu oyuncakları satıyor.
Hayatımda hiç cüzdan kullanmadım. Son olarak, ortaokula geçince babam kendi eski cüzdanını bana vermişti. Artık büyüdün diyerek. Ama içine ne koyacağımı bilemeyip, yastığımın altına koymuştum. Senelerce kalmıştı orada.
Velhasıl, yıllar sonra bir Le Petit Yubbié ile karşılaşana kadar, hafızamdaki “cüzdan” kavramı yastık altındaydı.
Hiçbir zaman bir cüzdan ihtiyacı duymadım. Bir banka kartı ve 2-3 banknot taşırım hep. Ve bunları cebime koyarım. Bunları başka bir şeyin daha içine daha koymak bana manasız gelir.
Le Petit Yubbié cüzdanı ile sevimli ve yaratıcı tasarım ürünleri ile karşılaşmaya alışık olduğum FriendFeed‘de tanıştım.
Müziğe olan tutkum, el işi bir şeye sahip olmanın tekilliği ve kumaşlar için seçilmiş renk paletleri beni hemen yakaladı. Ve buna, yaratıcı ve üretme aşkı ile dolu insanlara olan büyük saygım eklenince, hiç ihtiyacım olmamasına rağmen, güçlü bir şekilde, o cüzdana sahip olma isteği hissettim.
Sonuç olarak, bir ürünü satışa dönük pazarlayabilme becerisi her zaman ciddi bütçeler ya da büyük reklam kampanyalarından geçmeyebilir.
Tüketicinin duygusal olarak bağ kurabileceği gerçek hikayeler ve “Beni al, para kazanmalıyım” alt-mesajı okunmayacak bir şekilde, yalnızca sevgi ile ürününüzü hizmete sunarsanız, tutkulu müşterileri yakalamanız sandığınızdan çok daha kolay olacaktır.
Kısacası, en başta ürününüze kendiniz aşık olursanız, pazarlamanız için önünüze çok da fazla engel çıkmayacaktır.


