Sosyal medyanın öyle içine girdik ki artık geleneksel medya (mass media) olarak adlandırılan ana kanaldan birçoğumuz oldukça uzaklaştı.
NTV‘de yayınlanan “Haydi Gel Bizimle Ol” programına konuk olan Okan Bayülgen şöyle diyordu;
Artık gençler televizyon izlemiyor. Biraraya geldiklerinde önlerinde laptop ve İnternet…
Bahsettiği gençler tam olarak bizleriz. Yani “biz” derken bu ve benzer yazıları okuyanlar, FriendFeed, Twitter ve Digg gibi servisleri kullanıp, Webrazzi, Düğümküme gibi blogları takip eden, Pilli Network‘ü soğuran bizlerden bahsediyorum.
Okan Bayülgen şunu da ekliyor
Önümüzdeki dönemde en büyük söz sahibi içerik üretenler olacak. IP-TV’nin yükselişi, diğer yandan Youtube ve benzerleri…
Bayülgen haklı, televizyondaki bu içerik kıtlığına yeni nesil gençler derman olacak, bu çok açık. Ama bu ancak üretmekle olabilir.
Geçtiğimiz yazılarda, genel olarak ülkemizde pazarlama kavramının pek yanlış anlaşıldığını ve bu yüzden uygulama şekillerinin ve örneklerinin de maalesef pazarlamanın asıl amacına nasıl hizmet edemediğinden bahsetmiştim defalarca 1, 2…
Fakat diğer yandan da sevindirici gelişmeler de olmuyor değil. Örneğin artık birçok büyük firma pazarlamanın ve yöntemlerinin artık değişmesi gerektiğini kabul edip interaktif pazarlama tekniklerini kullanmaya sıcak bakmaya başladılar.
Şu an için sadece “sıcak bakmaya başladılar” diyebiliyorum çünkü halen pazarlama departmanlarının en başındaki insanlar TV reklamını vazgeçilmez ve pazarlamanın vardığı en son nokta olarak görüyor maalesef ve öyle çok yanılıyorlar ki…
Oysa artık modern pazarlama kavramının getirdiği birçok yeni taktikler var. İşte, daha önce Advergaming ile ilgili yazıda bahsettiğim Alemşah ve ekibinin (41-29) bu taktiklerin birçoğunu kullanarak kurguladığı, ülkemizde ender rastlanan türden bir pazarlama kampanyasından bahsetmek istiyorum; Yaman Gezgin Kayboldu
Geçen yazıda bahsetmiştim; “Artık esnaf ağzı pazarlama” işe yaramıyor. Evet, gerçekten de öyle. Yani “Bizim ürün çok şahane bi’ bak, bi’ dene ne olur, ucuzuz da ha!” anafikrinden öteye gitmeyen reklam ve pazarlama stratejilerinden bahsediyorum.
Pazarlama konferanslarının aranan ismi Seth Godin her fırsatta, artık TV ve benzeri kitle iletişim araçalarıyla (mass-media mecralarıyla) sürdürülen pazarlama tekniklerinin körlüğe yol açtığını söylüyor. Haklı, çünkü kitle iletişim araçları, uçlardaki insanları yok sayıp ortalama insanlara reklam sunmayı hedefliyorlar. Çünkü böylece daha çok kişiye ürünlerinin reklamını ulaştırmış oluyorlar. Ortalama her zaman çoğunluğun yığıldığı yerdir çünkü.
Geçen yazıda bahsettiğim 30bin kişiye ulaşan elektrikli odun kesme motorun reklamını yapan spam maili düşünün acaba ortalama insanlara gönderilen bu iletiyi kaç kişi “Hmm, alsam mı acaba” diye okumuştur?
Ya da şöyle düşünelim, ürününüzü direk yollarla övmek artık ne kadar farklındalık yaratıyor? Neredeyse tüm markalar bunu söylemiyor mu; “Benimki daha iyi“.
Geçmişte olsak işe yaramaya devam edebilirdi bu taktik ama artık eskiden olduğu gibi 3-5 marka arasından seçim yapmıyoruz ki. Yüzlerce marka aynı şeyi söylüyor, fark ne?
Bazı pazarlamacılar baktılar ki, 10-15 saniyelik “Ben en iyisiyim, süperim beni al” reklamları artık işe yaramıyor, mükemmel(!) bir yaratıcılıkla “Madem bunlar işe yaramıyor, uzatalım yarım saat reklam yapalım, dizi gibi olsun” formatını buldular. 15 saniyelik reklamda kurulan cümleyi yüzlerce kere, yarım saat boyunca tekrar edince satabiliriz zannettiler. Ne garip! Ne akıllıca bir çözüm!
Sorunun kurdukları cümlede olduğunu kavrayamayıp, “Az geliyor insanlara bu reklam, çok çok izletelim“in çözüm olduğun düşündüler. İnanılacak gibi değil!
Üçüncü kalite oyunculara ezberlettikleri “övgü” cümleleriyle yarım saat boyunca, gecenin bir yarısı artık ağızlarından salyalar akıta akıta uyuklamakta olan insanları hedef aldılar. Şahane bir seçim gerçekten!
E, oyuncular ezberlerini iyi aktarabildiler pek tabi, çünkü işleri bu ama çoğu zaman hesap edemedikleri birçok şey oldu, daha çok öveyim, elimdeki traj bıçağını dünyanın en önemli buluşu gibi aktarayım da, bana bu işi verenleri daha çok sevindireyim istediler ve sonuçları daha kötü oldu.
Bakın bu elim sonuçlardan sadece bir örnek: “Buradan tek parmağınızla kilitliyosunuz. Bu kadar basit. Aaa hem bu gayet de sağlam ha. Hemen bu canlı yayında bir deneyeyim isterseniz, inanmıyorsanız! Şimdi üstüne çıkıcam ve hiçbir şey olmayacak. O kadar sağlam ki“
Adam yerde, kafasını kırmış, acılar içinde ama işini kaybetme korkusundan “Aslında ben yanlış yaptım, kilitleyemedim tam. Aslında şahane çalışıyor, şahane bir ürün bü” demeye çalışıyor.
Rezalet! Bu şimdi satışı arttırmaya yönelik bir reklam mı yoksa “Aman bu ürünü almayın” veryansını mı?
Pazarlama nedense bizim ülkemizde hep negatif anlamlara çağrışım yapmış. Pazarlamak “ayıp” bir davranış olmuş, apartman girişlerimizde de “Dilenci ve Pazarlamacı Giremez” yazmış.
Bu durumdan birçok çıkarım yapılabilir. Ben şu sonucu çıkarıyorum; Bu kadar negatif çağrışımlara neden olduğuna göre, ülkemizde pazarlama faaliyetleri geçmişten günümüze hep özensiz kullanılmış.
Zorla satma, hedef kitle mi değil mi hiç ikinci kez düşünmeden ısrarla çeşitli yollarla ürünü övmeye çalışma…
Yahu güzel kardeşim, istemiyorum, ilgilenmiyorum diyorum sana. Neden gözüme gözüme sokuyorsun? Neden bile bile ısrarınla beni kendinden soğutuyorsun?
İnteraktif Pazarlama adı altında spam mailing yapılan bir ortamdan bahsediyorum. Evet, 300.000 kişiye ulaştın ama kaç tanesi “35 yıllık tecrübe! Çelik kaplama odun kesme motoru“na ilgi duyuyor?
- “Alacağım varsa bile almayacağım artık!” cümlesini ne çok duymuşuzdur değil mi? Oysa pazarlama bu kadar aptalca kullanılsın diye ortaya atılmış taktikler bütünü değil ki.
Fatih’in reklamlarla yakından ilgili olduğunu bilenler onun yeni açtığı bu blogun fikrini hiç yadırgamadı.
Bir reklamda duyup “Aman yarabbim… ne güzel melodi bu böyle” dediğimiz müzikleri bulup önümüze seriyor. Bir anlamda takıntılı arkadaşlara değeri biçilemez bir iş yapmış oluyor.
Blog’unu şöyle tanımlıyor;
Bu blogun amacı; Televizyonda, radyoda veya buna benzer herhangi bir görsel medya organında rastlayıp çok beğendiğiniz fakat bir türlü bulamadığınız reklamların müziklerine kolayca ulaşabilmenizi sağlayabilmektir.