Tarih kitaplarından çoğumuz aşinadır. Bir savaş işlenirken öncelikle tarafların asker sayıları, top sayıları, atlı asker sayıları karşılaştırılırdı.
Daha sonraları karşılaştırılanlar arasında tank, uçak, füze sayıları ve son olarak da nükleer silah üretebilme kapasiteleri yer aldı. Peki şimdi?
Hala ülkelerin güçleri kıyaslanırken “silah”lar ve kapasiteleri en büyük parametreler arasında ama yaklaşan bir gerçeği hesaba katmak lazım; bilişim gücü.
Bu gücün ister teknoloji tabanlı olduğunu düşünün, isterseniz edinilmiş ve verimli olarak kullanılan bilgi miktarının daha kalın bir şekilde altının çizilmesi gerektiğine inanın, gerçek şu ki modern anlamda “güç” tanımı değiştirmiş durumda.
Şöyle bir düşününün, her geçen gün daha çok dijitalleşiyoruz. Sonuç olarak günlük aktivitelerimizin çoğu dijital teknolojiler sayesinde gerçekleşebiliyor.
Yalnızca bilgisayar başında geçirdiğimiz eğlence tabanlı aktivitelerden bahsetmiyorum, ticaret, bankacılık ve en önemlisi de e-devlet yapılanması ciddi anlamda bir güvenlik kaygısı düşürmüyor mu sizin de içinize?
Tarihi pek sevmeyiz, öğrenmek de istemeyiz. Sıkıcı gelir. Ama ileriye dönük adımlar atılmadan önce tecrübenin bize kazandırmış olduğu dersleri çıkarıp önümüze koyup, ölçüp, biçip tartmalıyız ki, sonraki adımı tam istediğimiz yere atalım.
Bu amaca oldukça pragmatist bir şekilde hizmet edecek bir blog: Ekonomi Tarihi.
Ülkemizin Cumhuriyet tarihi ekonomisinin önemli gelişmeleri kayıt altına alınmış. Oldukça hoş bir arşiv halinde, blog kamuflaşında size sunuluyor.
Savaşlar boşuna olmuyor. Birçoklarının dediği gibi aslında nedeni medeniyetler arasındaki anlaşmazlıklar değil. Yalın, açık, seçik; Ganimet.
Bu animasyonda geçmişten günümüze Ortadoğu’ya sahip olan medeniyetler kronolojik bir şekilde sıralanmış. Acaba önümüzdeki yüzyıllar boyunca daha kaç kere daha el değiştirecek…
Ülkemizde tarihi lisede bırakırız çoğu zaman. Bilgilerimiz orada kalır. Dolayısıyla resmi tarihtir öğrendiğimiz. Geniş bir bakış açısına sahip olmak için bu kadarla yetinmek olmaz pek tabii.
Bu konuda takip ettiklerimden en başta önereceğim Ali Işıngör. Sizi temin ederim ki -bir televole kalıbıyla- “tarihi hiç böyle görmediniz”. Bu kadar hoş bir üslup ile tarih anlatan nadir bulunur. Vakti zamanında Anafikir.com’da kendisi ile ülkemizin yakın tarihi hakkında bir söyleşi de yapmıştım (Bkz: T.C. Yakın Tarihi).
Pek değil sanırım. Bakın Truva atı istediği gibi her yere girebiliyor.
Ders alanın sadece Türk konsolosluğu olması garip. Bence bu durum “tarihten ders çıkarma” kategorisinde değil de “zorluk çıkarma” ya da “bürokrasi” kategorisine girer, girse girse…