Şahane Fikir; Twitter’la T-Shirt yapmaca

Yazan: Selim Yörük | Yorum yap

Threadless aşık olduğum markalardan biri. Son 3 yıldır aldığım t-shirtlerin neredeyse hepsi oradan.

Bilmeyenler için kısaca özet geçeyim; Threadless, kullanıcılar tarafından gönderilen t-shirt tasarımlarının yine kullanıcılar tarafından oylanarak, en yüksek oyları alanlarının gerçek t-shirtlere dönüşmesini sağlayan bir site.

Oldum olası İnternet’i gerçek hayata yansıtan fikirlere bayılmışımdır. Threadless da bunlardan biri. Genelde web 2.0 projelerinin ticari modeli yoktur, pek para kazandırmaz gibi bir kanı vardır (Bkz: Web 2.0 üreticileri potansiyel müşteri olabilir mi?). Threadless gibi projeler bu savı yıkıyor. O, gayet iyi para kazanan web 2.0 projelerinin en iyi örneklerden biri denebilir.

Şimdi de karşıma yine şahane bir fikirle çıktı; Tweet ile T-shirt yapmaca.

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , ,

19 Mayıs, Salı , 2009

Başarılı projeler üretmek istiyoruz

Yazan: Selim Yörük | 5 Yorumlu

Geçenlerde, her zamanki gibi Bildirgeç‘te beslenirken, Pilli İlanlardan biri gözüme çarptı; BalonMail.

BalonMail uzun zamandır kullandığım Guerrillamail‘in benzer işlevdeki bir Türk servisi. Bu servis, e-posta adresi isteyen formlarla karşılaştığınızda, hali hazırda aktif olarak kullandığınız ve önemsiz (spam) iletiler gelmesini istemediğiniz e-postanızı vermek yerine girebileceğiniz ve 15dk süresince o hesaba gelebilecek iletilere ulaşabileceğiniz geçici bir e-posta hesabı.

Hani arama sonucu olarak ulaştığınız bir forumda tek bir linki edinmek için sizden üye olmanızı isterler ya, sanki o zoraki üyelik sizi tekrar o foruma sokabilecekmiş gibi… İşte tam bu anda işe yarıyor bu servis.

Ama benim bahsetmek istediğim bu servis değil aslında. Yurt dışında hayata geçirilmiş ve başarılı olmuş servislerin ülkemize uyarlanması.

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , , , , ,

31 Temmuz, Perşembe , 2008

Asansör Deneyi; Dön baba dönelim

Yazan: Selim Yörük | 2 Yorumlu

Daha önceki yazılarda da defalarca bahsetmiştim; Düşünmeye değmeyecek kadar rutin, gündelik işlerde herkesin yaptığını yapmak, bilinen yoldan gitmeyi alışkanlık haline getirmek beni çok korkutuyor.

Yeri ve zamanı geldiğinde acaba bu kazanmak istemediğim alışkanlık yüzünden şahane fikirleri kaçırır mıyım acaba diye düşünüp, irkiliyorum. Sanki onlarca şahane fikir ürettim de : ) Belki de bu yüzdendir, kim bilir : )

Tamamen psikolojik bu bahsettiğim şeyler. Sosyal baskı ya da şimdiki “trendy” adı ile “Mahalle Baskısı” da hep benzer kökenden geliyorlar.

“Öteki” olalım, başkası olalım, aykırı olalım ya da hep zıt olalım demek istemiyorum. Sadece mümkün olduğunca “kalıp”ladan uzak duralım demek istiyorum. Nietzsche de benzer şeyler söyler; “Başkalarının doğrularını yaşamayın. Kendi düşünce sisteminizi kendiniz yaratın

Şimdi bu bahsettiğim kalıp diretmesini, baskıyı, özgün karakterin kayboluşunu fiziksel bir deneyle görelim. Bakın ne kadar güçlü!

İlgili: , , , , ,

14 Nisan, Pazartesi , 2008

Aptalca bakmakla başlayalım mı?

Yazan: Selim Yörük | 7 Yorumlu

Alışkanlık insanoğlunun hayatını beyin sağlığını kaybetmeden sürdürülebilmesini sağlayan en önemli özelliklerinden biri. Örneğin içeride pür dikkat çalışırken dışarıda bir kazı çalışması başlar, ilk dakikalarında sizi çıldırtacak gibi olur, “Tam da sırası!” dersiniz. Ama daha sonra, öyle bir an gelir ki, dışarıdan ses gelip gelmediğinin bile farkında olmazsınız. Ama kazı çalışması ve delirtici gürültü hala oradadır. Duymayız, ya da daha doğrusu duyumsamayız.

Bir de şunu düşünün; birçoğumuz görmüştür, bir tanıdığınız evleniyor, düğüne gitmişsiniz. Son ses müzik, dans edenler, bağırışanlar, gülüşenler… Tam bir curcuna. Ama iki masa yanınızda, biraz önce dans pistinde arkadaşlarını kovalayan 5-6 yaşlarındaki minik güzel çocuk, annesi tarafından iki sandalyeyi bir araya getirilerek yapılan yatakta, üzerinde babasının ceketi, mışıl mışıl uyuyor.

Bir eve misafirliğe gidiyorsunuz. İnanılmaz keskin ve kötü bir koku ilk dakikalarda burnunuzu yakıyor. Kokunun kaynağını da bilmiyorsunuz ama dayanılacak gibi değil. Daha sonra sohbete dalıyorsunuz. Ve artık oda sanki hiç kokmuyor. İki dakika sonra bir arkadaşınız eve geliyor ve size “Bu ne koku böyle!” diyerek çaktırmadan burnunu kapıyor.

Şu an soluduğumuz havanın içerisinde milyonlarca bakteri ve virüsün uçuştuğunu birçoğumuz biliyor. Ya hasta olursak, bir anda kanser oluverirsek?

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , , , , , , , , , ,

28 Mart, Cuma , 2008

Hayatınızı canlı yayınla tüm dünyayla paylaşmak ister miydiniz?

Yazan: Selim Yörük | 2 Yorumlu

Jim Carrey‘in oynadığı, 1998 yapımı, Truman Show adlı filmi izleyenler bilecektir, filmin ana konusu -hayali- bir televizyon programıydı. Program, doğumundan itibaren, yaşamının her saniyesi etrafındaki milyonlarca kamera tarafından kaydedilen Truman adlı bir kişinin hayatından oluşuyordu.

Senaryoya göre, kaydedilen bu görüntüler canlı olarak tüm dünya ile paylaşılıyordu ve program adeta bağımlılık yaratmıştı. İnsanlar Truman’ın hayatını bir dizi gibi izliyorlardı. İşin garip tarafı ise Truman bir kurgu ürünü olduğunu, hayatının her aşamasının ancak bir dizi sahnesi kadar gerçek olduğunu ve yaşamının her dakikasının canlı olarak yayınlandığının farkında değildi.

Truman Show adlı bu film tam anlamıyla “post-modern” medyaya yönelik, ironik bir eleştiriydi. Eğer filmin yazarı Andrew Niccol‘a bu kurgunuz gerçek olacak deseydik pek garip karşılamazdı sanırım.

justin-tv.jpg

İşte Justin.tv, abartısız Truman Show’un İnternet’e yansımış şekli. Tek farkı hayatı kameralara alınanlar bu eylemden haberdar.

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , , , , ,

26 Temmuz, Perşembe , 2007



Eğlenen & Sunan

© Takipte.com - Yıldızları takip et! | Selim Yörük | Wordpress-TR