Asansör Deneyi; Dön baba dönelim

Yazan: Selim Yörük | 1 Yorum var

Daha önceki yazılarda da defalarca bahsetmiştim; Düşünmeye değmeyecek kadar rutin, gündelik işlerde herkesin yaptığını yapmak, bilinen yoldan gitmeyi alışkanlık haline getirmek beni çok korkutuyor.

Yeri ve zamanı geldiğinde acaba bu kazanmak istemediğim alışkanlık yüzünden şahane fikirleri kaçırır mıyım acaba diye düşünüp, irkiliyorum. Sanki onlarca şahane fikir ürettim de : ) Belki de bu yüzdendir, kim bilir : )

Tamamen psikolojik bu bahsettiğim şeyler. Sosyal baskı ya da şimdiki “trendy” adı ile “Mahalle Baskısı” da hep benzer kökenden geliyorlar.

“Öteki” olalım, başkası olalım, aykırı olalım ya da hep zıt olalım demek istemiyorum. Sadece mümkün olduğunca “kalıp”ladan uzak duralım demek istiyorum. Nietzsche de benzer şeyler söyler; “Başkalarının doğrularını yaşamayın. Kendi düşünce sisteminizi kendiniz yaratın

Şimdi bu bahsettiğim kalıp diretmesini, baskıyı, özgün karakterin kayboluşunu fiziksel bir deneyle görelim. Bakın ne kadar güçlü!

İlgili: , , , , ,

14 April, Monday , 2008

Aptalca bakmakla başlayalım mı?

Yazan: Selim Yörük | 7 Yorumlu

Alışkanlık insanoğlunun hayatını beyin sağlığını kaybetmeden sürdürülebilmesini sağlayan en önemli özelliklerinden biri. Örneğin içeride pür dikkat çalışırken dışarıda bir kazı çalışması başlar, ilk dakikalarında sizi çıldırtacak gibi olur, “Tam da sırası!” dersiniz. Ama daha sonra, öyle bir an gelir ki, dışarıdan ses gelip gelmediğinin bile farkında olmazsınız. Ama kazı çalışması ve delirtici gürültü hala oradadır. Duymayız, ya da daha doğrusu duyumsamayız.

Bir de şunu düşünün; birçoğumuz görmüştür, bir tanıdığınız evleniyor, düğüne gitmişsiniz. Son ses müzik, dans edenler, bağırışanlar, gülüşenler… Tam bir curcuna. Ama iki masa yanınızda, biraz önce dans pistinde arkadaşlarını kovalayan 5-6 yaşlarındaki minik güzel çocuk, annesi tarafından iki sandalyeyi bir araya getirilerek yapılan yatakta, üzerinde babasının ceketi, mışıl mışıl uyuyor.

Bir eve misafirliğe gidiyorsunuz. İnanılmaz keskin ve kötü bir koku ilk dakikalarda burnunuzu yakıyor. Kokunun kaynağını da bilmiyorsunuz ama dayanılacak gibi değil. Daha sonra sohbete dalıyorsunuz. Ve artık oda sanki hiç kokmuyor. İki dakika sonra bir arkadaşınız eve geliyor ve size “Bu ne koku böyle!” diyerek çaktırmadan burnunu kapıyor.

Şu an soluduğumuz havanın içerisinde milyonlarca bakteri ve virüsün uçuştuğunu birçoğumuz biliyor. Ya hasta olursak, bir anda kanser oluverirsek?

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , , , , , , , , , ,

28 March, Friday , 2008

Hayatınızı canlı yayınla tüm dünyayla paylaşmak ister miydiniz?

Yazan: Selim Yörük | 2 Yorumlu

Jim Carrey‘in oynadığı, 1998 yapımı, Truman Show adlı filmi izleyenler bilecektir, filmin ana konusu -hayali- bir televizyon programıydı. Program, doğumundan itibaren, yaşamının her saniyesi etrafındaki milyonlarca kamera tarafından kaydedilen Truman adlı bir kişinin hayatından oluşuyordu.

Senaryoya göre, kaydedilen bu görüntüler canlı olarak tüm dünya ile paylaşılıyordu ve program adeta bağımlılık yaratmıştı. İnsanlar Truman’ın hayatını bir dizi gibi izliyorlardı. İşin garip tarafı ise Truman bir kurgu ürünü olduğunu, hayatının her aşamasının ancak bir dizi sahnesi kadar gerçek olduğunu ve yaşamının her dakikasının canlı olarak yayınlandığının farkında değildi.

Truman Show adlı bu film tam anlamıyla “post-modern” medyaya yönelik, ironik bir eleştiriydi. Eğer filmin yazarı Andrew Niccol‘a bu kurgunuz gerçek olacak deseydik pek garip karşılamazdı sanırım.

justin-tv.jpg

İşte Justin.tv, abartısız Truman Show’un İnternet’e yansımış şekli. Tek farkı hayatı kameralara alınanlar bu eylemden haberdar.

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , , , , ,

26 July, Thursday , 2007

Twitter ve Türkiye’deki eşleniği Nolyo

Yazan: Selim Yörük | 1 Yorum var

Web 2.0 artık birçoğumuzun bildiği ve yaşadığı bir terim haline geldi. Bloglar, rss’ler, podcast’ler, vidcast’ler, kullanıcıların ürettiği içerikle kendine gelen servisler, hizmetler… Her biri bize Web 2.0′ı yaşatıyor. Kulanıcı olarak bizim deneyimimiz bir başkası için iş modeli oluyor.

Bu şekilde bir dönüşüm başladığından bu yana içerik ve kullanıcı yönetimi bu iş modelinin kritik konuları haline geldi (Bkz: Web 2.0 yapılarında üyeler ve üyelerin konumlandırılması).

Twitter da dünya çapında büyük ilgi görmüş, içeriğini kullanıcılarından alan bir Web 2.0 servisi. Kısaca, kullanıcılarının “Şu an ne yapıyorsun?” sorusuna verdikleri cevaplardan oluşan bir içeriği var. Bu şekliyle büyük bir esprisi olmayan bir site gibi. Hatta “Bu fikir nasıl da böyle dünyaca ünlü hale gelmiş ki” diye düşünenler olacaktır.

twitter.gif

Şöyle ki; bu küçük fikri büyüten basit ve sade olmasının yanında belki de en büyük etken olarak kullanıcı deneyimini yalnızca site üzerinde yaşatmakla sınırlı kalmaması.

Yazının Devamı »»

İlgili: , , , , , , , , ,

19 July, Thursday , 2007

Hangi sayfada değil, hangi satırda kalmıştık?

Yazan: Selim Yörük | Yorum yap

fikir-ayraci.gifKitap okumayı ve kitap ile ilgili her türlü aracı, gereci, saman kağıdın kokusunu, parmağınızı satır üzerinde gezdirirken hissettiğiniz küçücük baskı kabartmalarını sevenlerden misiniz? Eğer cevabınız evetse, size yüzünüzü gülümsetecek yeni bir gelişmeden bahsedeceğim.

Yanda gördüğünüz bir kitap ayracı. Ama bildiğiniz, normal bir kitap ayracı değil, adı Fikir Ayracı. Pek sevdiğim arkadaşım Onur‘un fikri ve eseri : )

Farklılık başlıkta da belirtmeye çalıştığım gibi bildiğimiz kitap ayracının yaradığı “Hangi sayfada kalmıştım” sorununa çözüm olmakla kalmıyor, hangi satırda kaldığınızın bilgisini tutuyor.

Bu nasıl oluyor? Kırmızı satırı görüyorsunuz değil mi, yandaki Onur’un ayracında işte o satırı gösteren bir çubuk var. Bu çubuk hareket ettirilebiliyor. Böylece artık acil bir işiniz çıktığında “Aman şu sayfayı da bitirseydim, şimdi tekrar okuyacağım zaman kafam karışacak, nerde kaldığımı unutacağım” sorunu yaşamayacaksınız.

Yani artık o sayfayı bitirmek zorunda değilsiniz. İsterseniz yalnızca üç satır okursunuz, isterseniz 5 satır kala bırakırsınız.

Tek yapmanız gereken, yukarıda bahsettiğim çubuğu kaldığınız satıra getirmek. Gayet işlevsel değil mi. Bence öyle. Afferin Onurcum : )

Ayrıca Onur’un ayracının solunda sayılar var görüyorsunuz. O tarafta da oynayabilen bir çubuk var. O da kitabı kaç gündür okuduğunuzu hatırlamanıza yarıyor.

Gerekli midir? Bence evet, “Yahu şuncacık sayfayı bu kadar günde mi okumuşum, biraz daha hızlanayım ben” hissiyatı yaratabilir çünkü : ) Daha hızlı okur, böylece kısa zamanda daha fazla bilgi absorbe etmiş olursunuz : )

Bir dip not. Onur bu Fikir Ayracı’nın patentini de almış; Patent no: 2006/06182. Ayrıca da Fikir Ayracı için bir blog açmış. Fikir Ayracı hakkında yazılar yazıp, yorumlar topluyor.

Çevremde Onur gibi arkadaşlarımın olması çok hoşuma gidiyor. Fikri yalnızca beyninde oluşturan ve bir süre sonra da söndüren birçok insandan ayrılıp harekete geçmiş ve aktivasyon almış. Yalnızca bu yüzden bile benden büyük bir alkış alıyor Onur.

Şahane bir fikriniz olması yeterli değil. Önemli olan bu fikri hayata geçirebilmek. En azından fikrinizi gerçekleştirmek için küçük bir adım atın. “Ahh ulan, ben bu fikri düşünmüştüm” hissiyatı hiç yarar sağlamaz. “Düşünmüştüm” dediğiniz fikri gerçekleştiren ile aranızdaki tek fark, onun ilk adımı atmaya karar vermiş olması bence.

İlgili: , , , , ,

9 May, Wednesday , 2007



Eğlenen & Sunan

© Takipte.com - Yıldızları takip et! | Selim Yörük | Wordpress-TR