Yazan: Selim Yörük | 1 Yorum var
Yaklaşık 3 yıl önce yazmış olduğum “Komik videolardan YouTube’e” başlıklı yazıda da biraz bahsetmiştim, YouTube izleme alışkanlığımızı küçük hamleler (yorumla, paylaş, yayınla) ile değiştirmiş ve “video” kelimesi ile ilk çağrıştırılan marka olmayı başarmıştı. Yani kola deyince Coca-Cola’nın aklımıza gelmesi gibi (Bkz: Markanın malzeme adı gibi benimsenmesi)
Basit ama daha önce denenmemiş, iş gören değişikliklerle pazara giren her markanın başaryı yakalaması oldukça umulası. Benzer bir örneği SlideShare için de verebiliriz.
Eskiden dökümanları paylaşmak için e-postadan ya da zipleyip sitemize koymaktan daha verimli bir yöntemimiz yoktu. O da “ekte” ve “indir” deme zorunluluğuyla. Yani ancak bu kadar verimliydi. Sınırlı sayıda insanla paylaşabiliyor idik, tam bir işkenceydi.
SlideShare ne yaptı? “Dökümanlarını (.doc, .txt), sunumlarını, PDF’lerini ve hatta Excell’ini bana yükle. Ve gerisini unut” dedi. Sanki dökümanlarımızı sihirli bir kutudan geçiriyor ve sonrasında hem bir linkte herkesin görebileceği şekle sokuyordu. Hem de kendi sitelerimizde, bloglarımızda tüm işlevleriyle görünebilir eklenebilecek şekle büründürüyordu. Tek kelimeyle ilaç!
Yazının Devamı »»
İlgili: bilgi zehirlenmesi, forum, friendfeed, google reader, information overload, rss, slideshare, sosyal network, video, youtube
Yazan: Selim Yörük | 1 Yorum var
Firmaların yıl sonunda, bir sonraki yıl için ayırdıkları bütçeler arasında, pazarlama faaliyetleri hep en üst sıralarda yer alır. Ürünleri müşteriler ile buluşturmak, tanıtmak, doğru bir iletişim ve konumlandırma yaparak satışa dönüştürmek yegane amaçları olmuştur.
Bildiğimiz gibi pazarlama, yaşam tarzımız ve özellikle iletişim şekillerimiz ile çok yakından ilgili. Her dönem insanının yaşam ve iletişim şekilleri farklı ve her yeni gün gelişen teknoloji ile farklılaşmaya devam ediyor.
* BİZ DEĞİŞİYORUZ, PAZARLAMA YÖNTEMLERİ DE DEĞİŞİYOR
Bir önceki dönem şahane işleyen bir pazarlama stratejisi işlemez hale gelmiş olabiliyor. Bu nedenle pazarlama taktikleri de sürekli değişmeli ve gelişmek durumunda.
Bu değişim bolluğunun olduğu bir ortamda, pek tabii pazarlama departmanları için yatırımın geri dönüş verimi (ROI) her yeni yıl için kilit önemde oluyor. Dengeyi tutturabilmek ve minimum maaliyet ile maksimum gelir kazanmak için çeşitli yollar denenir.
Pazarlamada asıl amaç satışa yönlendirebilecek bir tanıtım yapabilmek olduğu için de firmalar her daim müşteriye ulaşabilecekleri mecraları, medyaları, özetle reklamı tercih ederler.
İletişim araçları ve reklam bu nedenle hep birbirininin ardından koşmuştur. Klasik bir tavuk yumurta ilişkisi.
Yazının Devamı »»
İlgili: cep telefonu, dergi, gazete, iletişim, internet, ntv, pazarlama, radyo, reklam, sosyal medya, televizyon, tonlakazan, youtube
Yazan: Selim Yörük | Yorum yap
İnternet Explorer 6‘dan neden vazgeçmiştik? Hantal, sorunlu, çirkin ve “kişiselleştirme” ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. İlgilenmiyordu belki de. Çünkü pazar payının %90′ının üzerinde bir sahiplik oranı ile günlerini geçiriyordu.
Daha sonra Firefox geldi. Çıktığı dönemde tarayıcı pazarına devrimsel denebilecek yenilik ve özelliklerle girmişti. Oldukça etkileyici bir kullanıcı deneyimi yaşatıyordu.
Firefox‘u kullanan herkes bilir. O sadece “Firefox” adlı bir İnternet tarayıcısı değildir. Kullandıkça sizin tarayıcınız olur, size özeldir.
Eklentileri o kadar çekicidir ki kurmadan, kullanmadan, kişiselleştirmeden edemezsiniz. Ama tam da burada bir çapraşıklık ortaya çıkıyor.
O, sizin tarayıcınız oldukça yavaşlar. Bir süre sonra, birçok şeye daha geç cevap verir olur, hep 3. parti olarak Firefox içine entegre ettiğiniz, kurduğunuz eklentiler nedeniyle.
Bazılarımız bu yavaşlığın Firefox’un suçu olmadığını bilir, kıyamaz. Bazıları da kimin suçu olduğuyla ilgilenmeksizin, kullandığı tarayıcının isteklerine yeterince hızlı, yeterince sağlıklı cevap vermediğini düşünmeye başlar.
Sonuçta, Firefox’u diğer geleneksel tarayıcılardan ayıran en önemli özelliği başına dert olur. Onun yavaş olduğu izlenimine neden olur. Ne üzücü bir çapraşıklık…
Yazının Devamı »»
İlgili: 3g, apple, bilgi mimarisi, cep telefonu, facebook, firefox, google, google chrome, kullanıcı deneyimi, mms, pazarlama
Yazan: Selim Yörük | 4 Yorumlu
Tanışmamış olanlar için FriendFeed‘i bir kişisel içerik takip modülü olarak tanımlayabiliriz. Ürettikleri içeriğe değer verdiğiniz arkadaşlarınızı, blogları, servisleri ve arkadaşlarınızın o servislerdeki aktivitelerini tek merkezden takip edebileceğiniz bir servis.
Eğer sistematik bir yöntem izlemezseniz FriendFeed bir süre sonra kaçtığınız şeye dönüşebiliyor. Yani FriendFeed’i kullanmak isteme amacınıza ters düşen bir şekilde yine eskisi gibi, farklı farklı sitelerde gözünüzün önünden akan ve hiçbir zaman hepsine yetişemeceğinizi kabullenmek zorunda kaldığınız, sevimsiz bir ruh haline bürünebiliyorsunuz.
İşte Serdar Kuzuloğlu da bu konuya değinmiş. FriendFeed takip listesinde yüzlerce kişi olan kullanıcıların nasıl bir verim aldığını sorgulamış;
FriendFeed’de 100′den fazla kişiyi takip edenler var aramızda. Bunu nasıl yapıyorsunuz? Yani cidden 400 kişinin bütün akışını satır satır takip ediyor musunuz? Bilmediğim bir teknik varsa paylaşmanızdan memnun olurum. Kategorilere ayırmış olsam da 24 kişiyi dahi takip etmekte zorlanıyorum.
Bana kalırsa, FriendFeed’i kullanmanın en verimli yöntemi anlamlı, işinizi kolaylaştıracak takip grupları oluşturmak. Bu listeler “önem sırası“na göre oluşturulursa sorun büyük ölçüde çözülmüş oluyor.
Yazının Devamı »»
İlgili: enjit, friendfeed, google reader, gtalk, içerik, last.fm, msn, rss, serdar kuzuloğlu, sosyal medya, trendler, twitter
Yazan: Selim Yörük | 3 Yorumlu
Bazı pazarlamacılar sunumlarını izleyeme gelmiş, öğrenmeye, gelişmeye aç, girişimci olmak için yanıp tutuşan arkadaşlara şöyle derler; “Kendi işinizi mi kurmak istiyorsunuz? Öyle bir ürün geliştirin ki, hedef kitlesi herkes olsun“.
Bir anlamda bahsedilen, hızlı tüketim malları (FMSG) kategorisine dahil olacak bir ürün sunmak. Bu cümlenin altında yatan ana fikir, o kadar çok potansiyel müşteriniz olsun ki, ürününüzün pazarlanması ve tabi ki satılması daha kolay olsun.
Bence bu oturmuş pazarlar için hiç de doğru olmayan bir sav. Ve günümüzün üretim dinamiklerine baktığımızda da artık dünya üzerinde (fiziksel anlamda yatırım yapmaya imkan vermeyen koşullarda bulunan) bazı bölgeler hariç, pek öyle oturmamış pazar kaldığı söylenemez. Kısacası tavsiye edilenin oldukça eskimiş bir yöntem olduğu söylenebilir.
Günümüzün eğilimlerine bakıldığında, minimum sermaye ile kurulan ve oldukça ciddi başarılar sağlayan, fakat birçoğumuzun adını bile bilmediği girişimlerin birçoğu, özelleşmiş ve tercihleri anlamında oldukça daralmış (niş) küçük kitlelere hizmet vermekteler.
# SOSYAL MEDYA ÜRETİCİLERİ MÜŞTERİ OLUR MU?
Gelelim yazının ana konusuna; içerik üreten ve tüketen dijital kimliklerin kitlesine. Yani birçoklarının her fırsatta dile getirmeyi sevdiği gibi web 2.0 kitlesine. En doğrusu sosyal medyayı oluşturan kitle. İçerik üretme ve bu içeriği pazarlama “işi”ni yaparken kullanılacak bir ürün olsa (ki var zaten) satın alınır mı? Yani Web 2.0 üreticileri, iyi kazandıracak bir müşteri kitlesi olabilir mi?
Yazının Devamı »»
İlgili: araştırma, fmsg, girişimci, hellotxt, micro blogging, müşteri, pazarlama, ping.fm, post later, reklam, sosyal medya, sosyal network, technorati, ticari model, web 2.0, wordpress