Yüzlerce Şahane Özellik Herhangi Bir Ürünü Mükemmel Yapmaya Yetmez
Yazan: Selim Yörük |
İnternet Explorer 6‘dan neden vazgeçmiştik? Hantal, sorunlu, çirkin ve “kişiselleştirme” ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. İlgilenmiyordu belki de. Çünkü pazar payının %90′ının üzerinde bir sahiplik oranı ile günlerini geçiriyordu.
Daha sonra Firefox geldi. Çıktığı dönemde tarayıcı pazarına devrimsel denebilecek yenilik ve özelliklerle girmişti. Oldukça etkileyici bir kullanıcı deneyimi yaşatıyordu.
Firefox‘u kullanan herkes bilir. O sadece “Firefox” adlı bir İnternet tarayıcısı değildir. Kullandıkça sizin tarayıcınız olur, size özeldir.
Eklentileri o kadar çekicidir ki kurmadan, kullanmadan, kişiselleştirmeden edemezsiniz. Ama tam da burada bir çapraşıklık ortaya çıkıyor.
O, sizin tarayıcınız oldukça yavaşlar. Bir süre sonra, birçok şeye daha geç cevap verir olur, hep 3. parti olarak Firefox içine entegre ettiğiniz, kurduğunuz eklentiler nedeniyle.
Bazılarımız bu yavaşlığın Firefox’un suçu olmadığını bilir, kıyamaz. Bazıları da kimin suçu olduğuyla ilgilenmeksizin, kullandığı tarayıcının isteklerine yeterince hızlı, yeterince sağlıklı cevap vermediğini düşünmeye başlar.
Sonuçta, Firefox’u diğer geleneksel tarayıcılardan ayıran en önemli özelliği başına dert olur. Onun yavaş olduğu izlenimine neden olur. Ne üzücü bir çapraşıklık…
Şu an Google Chrome kullanıyorum. Pek toy bir tarayıcı. Açık seçik bakıldığında İE 6′nın hallicesi denebilir şu an için. Ama “hallice” kelimesinin içi hız, kullanım kolaylığı ve sadelik gibi anahtar özellikler ile dolu olduğu için benim “yeterli”nin tanımını da doldurmayı başarıyor diyebilirim.
(Bkz: Firefox ve Google Chrome arasında gidiş gelişler)
Chrome’da eklenti ve kişiselleştirme özellikleri minimum. Ama Chrome’u kullandıkça Firefox’u “benim tarayıcım” yapmak için kurduğum bir sürü eklentinin aslında günlük kullanımımın yalnızca %1′lik bir zaman diliminde ihtiyacım olduğunu farkettim.
Buradan şöyle bir sonuca varmak mümkün; Herhangi bir gerecin işimizi gören, hayatımızı kolaylaştıran yüzlerce özelliğinin olması aslında onu mükemmel yapmıyor.
Gereç kullanımının doğası gereği tüm özelliklerini aynı ağırlıkta kullanmamız mümkün değil. Örneğin birçoğumuzun cep telefonu MMS destekliyor. Peki kaçımız bu özelliği kullandık?
Gereci alma kararı verirken “yok” olarak sayılan herhangi bir özellik onu satın almamıza engel olabiliyor.
Yine cep telefonundan bir örnek vermek istiyorum; “3G uyumlu“.
Ortalama 6 ayda bir cep telefonu değiştiren ülkemizde daha 3G ihalesi yapılmadan yıllarca önce 3G desteği olmayan bir telefon almak ayıplanıyordu. İhale yapılana kadar birçoğumuz 3G özelliklerini kullanmaya fırsat bulamadığımız bir sürü telefon değiştirdik.
Bunun adı aslında pazarlama. “Badminton Topu %80 indirimde” ilanını gördüğümüz bir mağazanın çekici gelmesi ile aynı dürtü bu. Hayatımızın sonuna dek badminton oynamayacağız belki ama ne olursa olsun, o ilanda bir fırsat görüyoruz.
Firefox‘un onu ayrıştıran özelliği nedeniyle “yavaş” damgası yemesi ile Facebook‘un sunduğu fiziksel bağları digitale çevirme olanağından kaynaklanan “Cinayeti Facebook’tan topladığı bilgilerle işlemiş” başlıklı 3. sayfa haberi ürün sahipleri tarafından önlenebilecek sonuçlar gibi durmuyor olsa da, nihayetinde son kullanıcının yaşadığı deneyim maalesef olumsuz olarak kalıyor.
Çözüm olarak sunulabilecek tek bir kelime var; denge.
Sosyal oyuncaklarda denge, bilgi mimarisinin sunulan ürünün ana amacına sorunsuz olarak hizmet edebilecek şekilde kurgulanmasıyla başarılabilir.
“Bu da olsun, şu özellik de güzel, şunu da ekleyelim” gibi cümlelerin altı dolmuyorsa, ürünün asıl amacının dışına çıkıyor ya da beklenmedik sorunlar yaratıyorsa biraz durup düşünmek gerekir sanırım. O özellik her ne kadar da “muhteşem” de olsa, asıl konu ürünün son kullanıcının hayatına uzun vadedeki yansımasıdır.
Birazcık dikkatle bakıldığında, Google‘ın aşık olunan ürünler sunabilmesinin altında bu tutum yatar. Herkesin bildiği ve birçok yerden duyduğu örneği ile, Google’ın arama motorunun ana sayfası sizi portal benzeri bir karmaşıklıkla karşılamaz. Sade ve nettir. O sayfaya girdiğinizde tek bir amacınız vardır, aradığınıza en hızlı şekilde ulaşmak.
Bu Google’ın ürünlerini kolayca pazarlayabileceği bir fırsatı kaçırması olarak algılanmaz. Google yetkilileri şöyle düşünür; Eğer gerçekten ihtiyacınız var ise ve doğru yerlerde geziyorsanız, güvenilir kaynaklardan yorumlar alıyorsanız Google’ın diğer başarılı ürünlerine de ulaşmanız zor olmayacaktır.
Sonuçta ortaya koyduğunuz ürün hayatı kolaylaştırıyor ise, kaba bir tabirle kendi pazarlamasını otomatikman kullananların ağzından yapıyor olacaktır.
Bu durum Google’ın ürünlerini pazarlamaya çalışmadığı anlamına da gelmez. En kısa yolla şöyle tarif edebilirim; Eğer çevrimiçi, kişiselleştirilebilir bir takvim arıyorsanız, Google “çevrimiçi takvim” sorgusunda ve “takvim” ve “çevrimiçi” kelimesinin bolca geçtiği içeriklere sahip sayfalarda size ürününü “öneri” olarak sunar. O artık sizin için bir reklam değil, bir arama sonucudur.
Google’dan örnek vermemin nedeni birçoğumuzun bildiği bir marka olması. Benzer örnekleri Apple‘ın tasarım felsefesinde de bulabiliriz.
Kısacası insanlar/kullanıcılar sevdikleri her şeyi her an istemezler. İhtiyaç olduğunda, aradıkları yerde olmaları kafidir.


